16.01.2008

“İlk insan Yer'den, İkinci insan gök'ten..”..

“İlk insan yerden, yani topraktandır.
İkinci insan göktendir”.( 1. Korintliler )

Bireysel düzeyde değil ama, toplumsal anlamıyla dini inanç, tarihte hiçbir zaman “toplumsal yönetim tarzları”nın, “iktidar etme alanının” dışında olmamıştır. Tersine, giderek felsefi boyutlara da erişen şu andaki “üç kutsal din”in kuralları, eski toplumun doğrudan doğruya uygulama alanları, yönetim tarzlarıyla ilgilidir. Felsefi boyutlara da erişen sembolizm, uygulama konularının toplumsal alanın dışına atılması süreci içinde oluşur.
“Saç/bıyık kesme-kesmeme”den kurbana, abdestin kökenlerinden oruç’a kadar bir dizi noktayı incelemeye çalışmıştık. Bu tür kurallar, şimdiki kutsal dinlerle, tarihte de ilişkili olabilecekleri çok şüpheli olan Amazon veya Avustralya yerli topluluklarında bile rastlanan, doğrudan uygulama, toplumsal yaşamı düzenleme konuları olarak vardılar.
Eski toplumu, onun kurallarını, bu kuralların toplum dışına atılmış ve hala kullanılan kısımlarından oluşan, geniş tanımıyla “kültür alanları”nı tanıma çalışmasında kullandığımız metot, belli başlı uygulamaların ortak bileşenlerini doğal insan mantığında, toplumsal mantık çizgisi üzerinde bulup ortaya çıkarmak ve bunlardan yola çıkan vargılar oluşturmaktır.
Analitik tarzın genelleşme eğilimi üzerine oturan vargılar bir kez ortaya çıkınca da, o vargılara dayanarak sosyal fenomenleri ve dini uygulamaları, dini söylemleri, ruhani örgütlenmeleri ve bunların binlerce yıllık süreçte yarattığı felsefi söylemleri, toplumsal temelleri bakımından açıklama yetkinliğine ulaşabiliriz. Doğal olarak burada, hiçbir şekilde ön 'hipotezlerden' yola çıkılmadığı açıktır.
Böyle bir çalışmada, “doğaüstü yaratıcı tanrı” ve onun “vahiyi” veya “eski toplumun garip hayalleri” gibi ‘açıklama’ özelliği taşımayan önfikirlere veya önkabullere hiç ihtiyaç duymayacağız…
Eski toplumun ilişki tarzlarını, sadece eski toplumun içinde, toplumsal düzenleniş ve ilişki tarzlarında aramak yeterli olacaktır.

Bu çalışmalarda, tanrısal vahiylere olduğu kadar, din veya egemen sosyoloji okullarının yol göstericiliğine, ihtiyaç duymadığımız ölçüde, insanbilim alanında başarıli olabileceğiz.
Diyelim ki, daha anasının karnına düşmeden, doğduğunda erkek veya kız çocuk olmasına bağlı olarak, gelecekteki toplumsal fonksiyonunun, ne olacağı belirlenmiş bir 'birey’in, toplum tarafından önceden ona “vaad edilmiş” veya “kader kılınmış” makama, ödevlere ve yetkilere bağlı olarak şekillenen bir 'otorite'nin Weberci tanımlamaları beni pek ilgilendirmiyor.
Epey zaman önce, bu noktaları kavramaya başladığımda, bu tür yapıtlar yerine, doğrudan kaynakları okumanın daha doğru olacağına hükmettim ve temel yönelimimi, asıl dikkatimi onlara çevirdim.
Din veya mezhepler hakkında inceleme çalışmalarımızda şöyle bir sorun karşımıza çıkar: Acaba, herhangi bir din veya mezhebi, sadece kendi sınırsal çerçeveleri içinde ele alabilir miyiz? Bu “çerçevede” o din veya mezhebi tanıyabilir ve kaynaklarını algılayabilir miyiz?
Diyelim ki, İslami, kuran ve onaylanmış hukuk kuralları ile Hıristiyanlığı, kendi kitapları içinde; Museviliği Eski Ahit'de, Bektaşiliği iss, sadece Bektaşilik kaynakları çerçevesinde... vb. tanımak ve tanımlayabilmek ne ölçüde mümkün müdür?

Böyle bir çerçeve içine alınmış çalışmanın başarısının yetersizliğini, ilgili dinleri incelemeye başlayacağımız ilk satırlardan itibaren görürüz. Çünkü İslam , İncil ve Eski Ahit'ten; İncil ise önceki “Kutsal Kitap” olarak Eski Ahit’ten; Eski Ahit’i ise, kendi önceli Hitit'lerden, Babillerden, Aramilerden, Asur ve Elam’dan, Nemrut’tan bahsetmekte, kendi ile en öncelleri arasında karşılaştırma ve farklılık-benzerlik ilişkileri kurmaktadır. Eski Ahit üzerine yaptığımız çalışmalarda ise, kitabın ilk bölümü olan Yaratılış'ın, günümüzden 6000 yıl kadar öncesine dayanan anlatımları içeren tabletlerle, Enuma Eliş’le, en iyimser tarzda söylersek, temel paralelliklerini, zaten görmüş bulunuyoruz.
Doğal olarak, eğer ilhan Arsel, Turan Dursun tarzında bir “aydınlanmacı” ; Diyanet tarzında bir ilahiyatçı olarak kalmak istemeyenler, din konusunun herhangi bir alanında çalışmak isteyen her araştırıcı ve düşünür, kendisini zorunlu olarak, incelemekte olduğumuz Elam, Assur, Akkad, Sammaru, Hitit gibi önuygarlık alanlarına el atmak zorunda hissedecekti.
Kendi çalışma dönemlerinde bu önuygarliklarailişkin tablet çözümleri varolduğu halde, onlara dayanmadan “felsefi, sosyolojik, tarihsel” tezler ve yorumlar ileri süren düşünürlerin de, bu bakımlardan, artık, görüşlerinin çok fazla dikkate alınması olanağı bulunamayacaktır. Toplumsal tarihe ilişkin görüşlerini, gelecekteki toplumsal şekillenmelerin kazanabileceği özellik tanımlarını, “beyinsel güç”le çözümlemeye çalışma tutumu, sonuçta “Nostramus bilgeliği”yle kendi arasındaki ayrım çizgilerini koyamaz.
Önümüzde bulunan insan toplumu geçmişinin bu geniş alanı, o alana vakıf oldukça bize, tarihsel ve sosyal birikim anlamıyla yeterli gücü kazandıracağı için, bırakalım, Nostramusçuluğu ondan ekmek parası kazananlar kullansın...
Dar anlamıyla Mezopotamya eski toplumlarının arkeolojik bulgularla varlığı onaylanmış kültürel düzeyinin yansıtıcıları olan tablet çözümlemelerine, bu tabletlerde anlatılanlara, basitçe ve hayali bir takım unsurlar gözüyle bakma alışkanlığını artık değiştirmemiz gerekiyor. Bunlar, olumsuz anlam yüklenmiş olan ‘efsaneler’ değildi. En azından, başlangıçtaki kaynakları bakımından, eski toplumda yasanmış gerçek ilişki tarzlarının, yaşam biçimlerinin ve onları algılama tarzlarına bağlı olan , bir tarih aktarım türü idi...
Burada önemli olan, eski tabletlerin ‘okunması’ işlemini, yani yorumlamayı, o tarihlerde yaşamış olanların kavradıkları tarza mümkün olduğunca yaklaşarak, gerçekleştirebilmektir. Bunun için ise, tabletlerin, anlatım tarzlarının ortaya çıktığı dönemlerin temel yaşam koşullarının, ilişki biçimlerinin tanınması gereklidir. Çünkü tabletlerin kavramlarını, eski toplumun ‘hayal’ adı verilen algılama tarzlarını belirleyen bu temel yaşam koşullarıydı. O toplulukların kavramları, kurumları, içinde yaşadıkları dönemin koşullarınca belirlenen algılama tarzları içinde anlam buluyorlardı.
Bu alanda çalışan uzmanlarımızın, tabletlerin gelişigüzel yazılmış, herhangi birisinin aklına geleni aklına geldiği gibi aktardığı yazıtlar olduğundan yola çıkmamaları gereklidir. Eğer orada ‘erkek kardeş’in ‘kız kardeş’le ‘evlendiği’ yazılı ise, bundan derhal şimdiki anlamıyla ‘ensest’ ilişki biçimleri sonuçlarını çıkarmamak gerekir. Böyle davrananların, o topluluğa ‘ensestti yakıştıramayınca, tablet ifadelerinin ‘yanlış’ yazılmış olabileceği gibi gerekçelere sığınmaları bile mümkündür ki, bu noktada artık tarihsel özelliğiyle kavranması gereken eski toplumun yaşam alanından uzaklaşma başlamış demektir.





İnsan Kurban’dan Hayvan-Bitki sunulara-1
İnsan Kurban’dan Hayvan-Bitki sunulara-2


Töre ve Tören Kaynakları...
Sümer Tanrılarına Farklı Kurban Sunumu... 'İlk Ürün' Örnekleri... Kutsal 'İlk Ürün...' Erkek ve Kadın Sofrası Farkı... Eski Toplumda Totem ve Yiyecek Ayrımı...

... bazı kutsal/yasak yiyecekler-2

KUTSAL KAVRAMLARIN ANLAMLARI
antropolojik analize ilişkin

"Antropoloji":Kurban-Sunu ve İnsanbilim
"Antropoloji":Kurban-Sunu ve İnsanbilim -2
"Antropoloji":Kurban-Sunu ve İnsanbilim -3

Hayvan-Bitki totem adları ile Tanrı-ça adları arasındaki ilişkiler

TOTEM-HAYVAN BİTKILER İLE YİYECEK-İÇECEK İLİŞKİSİ
Erkek ve Kadın Sofrası Farkı...

'Kurban'ın Kökeni ve ... “Eski Harran’da...Kurban"
Ritüeller:Diş Kırma,Kurban....

ÖLDÜRME BİÇİMLERI VE KURBAN TÖRENLERİ-1

ÖLDÜRME BİÇİMLERI VE KURBAN TÖRENLERİ-2
Hayvan Kurban ve Bitki Sunu'lardan 'İnsanlık'a-1

Hayvan Kurban ve Bitki Sunu'lardan 'insanlık'a-2

Hayvan Kurban ve Bitki Sunu'lardan 'insanlık'a-3

Hayvan Kurban ve Bitki Sunu'lardan 'insanlık'a-5

Hayvan Kurban ve Bitki Sunu'lardan 'İnsanlık'a-6

Hayvan Kurban ve Bitki Sunu'lardan 'insanlık'a-7



Totem Hayvan-Bitki'den Burçlara...