18.01.2008

Felsefenin Serüveni

Başlangıçta Söz vardı.
Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı.Yuhanna

Başlangıçta "Logos" vardı ve "Logos" tanrıdır,
diye konuşur Protestan.
"Logos" hem Akıl, hem de aynı zamanda
Söz demektir -yaratıcı olan,
kendini başkalarına ifade edebilen bir akıl;
ama, işte, akıl olarak.
(XVI. BENEDİKT'İN KONUŞMASI)

Size Gerçeği söylüyorum.
O, yani Gerçeğin Ruhu gelince,
sizi tüm Gerçeğe yöneltecek.
Yuhanna


Eski Yunan felsefesinde yer alan idea, Logos,Ratio gibi kavramlara, “ilk yaratıcı Töz” olarak , Akıl, Gerçek, Mantık, Bilgi, Sevgi, Doğru, Söz gibi geniş bir çerçeve içinde, varlığı biçimlendiren, varlığı kendi aracılığıyla tanımlayan ,kendisini görüntüde şekillendiren .... töz olarak ; ‘önce söz vardı’ anlamlarıyla… tanıdığımız bu tanımlara daha yakından bakalım:

Eski Ahit’te, “Bilgelik, Akıl, Gerçek, Sevgi” gibi “yaratıcı” bir kavram olarak, bu, şöyle tanımlanıyordu:

“RAB yaratma işine başladığında
İlk beni yarattı,
Dünya var olmadan önce,
Ta başlangıçta, öncesizlikte* yerimi aldım.

Enginler* yokken,
Suları bol pınarlar* yokken doğdum ben.
Dağlar* daha oluşmadan,
Tepeler belirmeden,
RAB dünyayı, kırları
Ve dünyadaki toprağın zerresini yaratmadan doğdum.

RAB gökleri yerine koyduğunda* oradaydım,
Engin denizleri ufukla* çevirdiğinde,
Bulutları* oluşturduğunda,
Denizin kaynaklarını* güçlendirdiğinde,
Sular buyruğundan öte geçmesinler diye
Denize sınır çizdiğinde*,
Dünyanın temellerini pekiştirdiğinde*,
Baş mimar* olarak O’nun yanındaydım.
O’nun dünyası mutluluğum*,
İnsanları sevincimdi*.” (S. Özdeyişleri )


Dolayısıyla, “akıl”, “söz”, “gerçek” , tanrı ile birlikte, ondan önce ve o, onun baş mimarı olarak, erken ‘yaratılış’ anlatımlarının en başından beri merkezi bir öğe olarak bulunur.

Bektasilik’te kendisine “Hu” çekilen ‘Gerçek’ kavramına, böylesine eski bir dönemin ürünü olan kavram olarak rastlarız.

Bunun, Eski Ahit ve Yeni Ahit’ten, Yeni Papa’nın Almanya konuşmasına kadar yaptığımız alıntılarda, ‘tanrı akıldır” sözleri yoluyla, tanıdığımız “ilk yaratılış” anlatımına kadar uzandığını görmüştük. Oralarda bu kavramın, aynı zamanda ‘aşk-sevgi’ ile olan bağlarına da işaret edilir.

Bu temel kavram, aynı zamanda, gerçek/ akıl/ fikir/ mantık/ hak/ gibi geniş bir içeriğe yayılıyor.

Bu arada İslamın Şeytanı, ‘Cin fikirlisi’ gibi kavramlar yoluyla hedef aldığı şeyin de bu ‘akıl’ olduğu anımsanmalı. İslami anlatımda, Tanrı, Şeytanı huzurundan tam kovacakken, ona “akıl” verip, kıyamete kadar insanın başına musallat olma (yan yana yaşamanın bir başka ifade tarzıdır bu) hakkı kazanan da, işte bu ‘akıl’ın sahibi Şeytan olmalıydı.

Yine İslama göre, bu Şeytan 'kavurucu ateşten' (bu “Işık”ın, Güneş’in bir diğer tanımıdır) yaratılan ilk melekti.

Bu noktayı, “akıl”ın egemenlik dönemi haliyle, eski Akado-sammaru erken ilahilerinde biraz araştırmamız gerekecek.

Şimdiden biliyoruz ki, sonradan yazılan ilahilere göre, hepsi de ‘akıl’ın parçaları olan eski tanrılar arasında örneğin en fazla ‘akıl’ı temsil eden Enki idi.
Burada anlatıcımız ve olayı bize kimin anlattığı önem taşır. Anu’dan, Ateş’ten başlayan bir süreçtir bu..Hatta, anlatıcımızın tarihe girişine bağlı olarak, belki ‘Su’dan… Belki de ‘Hava/nefes’ten..

Tamamını, “eski yaratılış ilahileri”nde gördüğümüz bu tür kavramlar, eski Yunan’da farklı ekollerce , ‘ilk’ler, ilk yaratıcı’lar, arkhe'ler olarak savunulacak ve aydınlanmacılık da onlara ‘doğa felsefesi’ adını takacaktır...

Böylece “aydınlanma dönemi materyalizmi”nin de, eski Yunan “idealizmi”nin de, çıkış noktaları, bizi yine derler, toplar, Akado sammaru ilk yaratılış anlatımlarına, ilk “yaratılışı” gerçekleştiren toplum birimlerin “ateş, hava/yel/ nefes, toprak, tuzlu/tatlı su” gibi ‘ maddi yaratılış ’ kavramlarına taşır.
Bu durumda, her şeyin temelini “su-denize’ bağlayan Tales; Ateş’e bağlayan Herakletios, bu kavramlar’a dayalı bir yaratılış anlattıkları için “materyalizm” alanında durmuş olamazlar. Çünkü Eski Ahit’in yaratılış anlatımı da “Tanrının ruhu’nun sular uzerinde dalgalandığı” bir andan başlanmaktaydı. Musevi kitabı, “başlamgıçta” sadece Su’ları var kabul ettiği gibi; “tanrı sönmeyen ateş olarak vardı” diyerek, Ateş’in yaratıcılığını da Herakletios’lardan binlerce yıl önce açıklamıştı..

Demek ki, felsefede ayrışma, betimleme ve kavramlar olarak değil, içerik haliyle başlar.

**
*) Burada, ayrı ayrı, sonradan mümkün olduğunca bir mantık sıralaması, süzgecinden geçirilerek dönüşüme uğramış kavramların, yörede ilk ittifak ilişkisini geliştiren farklı toplum birimlerini ifade ettiği, artık hepimize açık olmalıdır...

Enginler=bu kırlar anlamında olmalı?
“Suları bol pınarlar” (Abzu,’pınar/kaynak’,kuyu anlamıyla da tanınır. Zemzem suyu’nda bunu açıklamıştık.

Dağlar ( tapınak=dağ eşitlemesi sureci, kavramsal ve algısal olarak tabletlerde izleniyor. )
“dünyayı,
Kırları,
Ve dünyadaki toprağın zerresini”

Yaratılış anlatımlarında bunların ayrı ayrı ifadesi, ayrı ayrı bu sembollerle ifade edilen toplulukların ittifaka katılması, düzenlenişin kategorileri olarak vardır. Orada ‘yer=kara’, kırlar=yeşillik gibi ilişkilere dikkat çekmiştik.

‘Zerre=sem=tohum anlamındadır ve ‘Sümer’ yaratılış anlatımında, “tohumun toprakta yeşerdiği an” formülü kullanılır)
Öncesizlik, burada Başlangıç anlamıyla ele alınır: Bu artık karşılıklı ilişkilerin, ( ‘çarkı felek' düzeni, yani belirli tarihlerde yönetim yinelenmesi olarak ifade edilmeye başlanması anını anlatır. Kuran’da yaratılışın, 'örneği yokken' gerçekleşmesi de bu noktaya bağlı görünüyor. Gerçekten de, böyle bir “var kılış”, “öncesi olmayan bir örneğin” uygulanması anlamında yücelmiş görünüyor.

-“Gök” lerin yerine konması;
-Engin denizlerin ufukla çevrilmesi;
-Bulutların oluşturulması;
-Denizin kaynaklarının güçlendirilmesi;
-Sular’a, Deniz’e sınır çizilmesi;
-Dünya’nın temellerini pekiştirilmesi;

gibi kavram veya tanımlamalara, daha önce, değişik yazılarda dikkat çekilmişti.

Bunların hiçbirisi, Akado sammaru tarihinde, şimdi tanınan anlamıyla ‘dünya’yı, ‘suları’, ’Bulut’ları anlatmaz. Her biri farklı eski toplum birimleri; onların kült kavramlarını (örneğin ‘bulut/gölge’,bu İslam’da 'cennet'in de bir özelliğidir.) anlatır... Bu nedenle de, yaratılış anı olarak ifade edilen bu etkili ilk ittifakta aldıkları yere ve kült biçimlerine göre, eski toplum birimler, tanrılarını farklı özellikleriyle tanır ve tanımlarlar.

“O”nun, Tanrı’nın yapısı ‘akıl, sevgi ve-ya aşktır’ diye yorumlanırsa, ilgili topluluğun “şekilleniş” (‘yaratılış’ bu şekillenme, sınıflama ittifak ilişkisinin sonra kazanacağı anlamdır) sırasında farklı bir yerde duruyor olmasında aramak gerekir, vb.

***
PAPA XVI. BENEDİKT'İN KONUŞMASI
http://toplumvetarih.blogcu.com/1081110/
PAPA XVI. BENEDİKT'İN KONUŞMASI'NA EK
***

Talat Sait Halman
Eski Uygarlıklarda Şiir
Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılıktan...

* Eski 'Yaratılış' Anlatımı Enuma Eliş.....in değişik bir çevirisi:
YARATILIŞ DESTANI : Parçalar TANRILARIN DOĞUŞU Gökler yoktu bir zamanlar, Yeryüzü yoktu, yükseklik ve derinlik İsim yoktu.
Toprak altında Apzu vardı yalnız, İlk yaratıcı olan tatlı su. Bir de acı su Tiamat vardı. Bir de döl yatağına dönen Mummu; O zamanlar tanrılar yoktu daha. Birbirine karışmıştı tatlıya acı, Örgülü kamışlar belirmemişti henüz, Suları bulandırmıyordu sazlar. Tanrıların adı yoktu, işte o vakit Sürüklenip gelmiş çamurlarla dolu suda, Apsu'dan ve Tiamat'tan, ansızın, Tanrılar yaratıldı: Çamurdan doğan Lahmu ile Lahamu, Daha genceciktiler, boyları uzamamıştı, Göklerin ufku Anşar ile yeryüzü ufku Kişar Onlara göğün ve yerin çizgileri Ufuklarda bulutları çamurlardan ayırdı. Günler günleri kovaladı, yıllar yılları, Anşar'la Kişar'ın ilk çocuğu Anu, boş gök, Ulu Tanrı Ea'yı doğurdu kendi başına. Ea, göğün ufkundan daha geniş bir akıl, Benzerlerinin hepsinden kat kat güçlü.


**


“Yaratılış Bilmecesi”ni Çözmek !

Eski 'Yaratılış' Anlatımı Enuma Eliş.....

Kutsal 'yaratılış'ta 'kara' yer, 'mavi' gök...

Enuma Eliş...'Yaratılış'ın Sümer anlatımı...

"iki veya dört yüzlü yaratıklar " ve sembolizm

Tiamat-Marduk 'savaşı'nın 'totem-hayvanları'...

'Sütun','Sağ Elde Kargı-Sol Elde Yay '..Motiflerinin Anlamları

Hammurabi Yasası Ve Marduk-1

Hammurabi Yasası Ve Marduk-2