19.01.2008

Erdoğan Aslanlı Arena’ya, AB Seyirci Locasına mı?

M.Yetkin, bugün, Radikal’de
“Ankara da AB gibi ilişkilerde 'frene basmaya' hazırlanıyor, AB’ye misilleme hazırlığı”
başlığı ile “üst düzey bir kaynak”a dayanan haber-yorumunu yayınladı.

M.Yetkin’in bu yazısı daha sonra, bütün haliyle Milliyet gazetesi tarafından da verildi. (http://www.milliyet.com.tr/2006/12/06/son/sonsiy02.asp)

Karaya vuran AB -Türkiye ilişkilerinin, kuşkusuz tek bir yönü yok. Bu noktada AB’nin “vizyonsuzluğu” gibi değerlendirmeler, daha çok, temelsiz ve karşılıksız bir aşkın düş kırıklığının tatmini... Onların aslında “Türkiye’nin değerini bilmedikleri” evhamı veya kuruntusu üzerine de yükseliyor.

Bugün, hiç olmazsa, ABD, ada ve kıta Avrupa’sı ile Müslüman toplulukların bulundukları topraklarda yaşanan çelişmeleri, ‘İslam ve Hıristiyan’lıktan ibaretmiş gibi sayılmaya başlanan “medeniyetler” arası ilişkiler üzerinden ele almayan hiç bir analiz artık tam sayılamaz duruma gelmeye başlamıştır bile. Dinlerin siyaset belirlemedeki yani, giderek daha çok belirginleşiyor. Şu ana kadar olan değerlendirmelerde, AB’nin Vatikan yeni çalışma programı çerçevesinde kendini bir kez daha şekillendiriyor olup olmadığı gibi bir soru da pek tartışılmadı... Fakat bunu tartışmayı bekleyebileceğimiz Türk medyası’nın Papa ziyaretini son güne kadar ‘dinler arası ittifak’ diye yorumladığını da unutmamak gerek...

M.Yetkin’in yazısı, konunun sınırlı yanlarını ele alıyor ama yine de önemli... Son bolümde şunlar söyleniyor:

“Merkel neden 'Seçim' dedi? Alman Şansölyesi Merkel dün iki yıl kadar süre isteyerek Türkiye'ye bir örtülü ama çok önemli bir mesaj da verdi. Tanımak istediği süreyi doğrudan Türkiye'deki seçimlere bağladı.
Bunun iki anlamı olabilir.
Birincisi, hükümetin AB'ye sürekli olarak verdiği '2007 seçim yılı, özellikle Kıbrıs konusunda bir şey yapmak zor' sinyalleri. Almanya ve Fransa böylelikle AK Parti'ye 'Madem seçimleri alırım diyorsun, sonrasına bakalım' diyor olabilir. Bu, yüzeydeki yorum.
İkincisi, daha spekülatif, ancak yapılması gerekiyor. Merkel'in daha önceki görüşleriyle de birleştirildiğinde söylenmek istenen şu olabilir: AB'nin lokomotif güçleri arasında Türkiye'nin kendisine nasıl bir yön çizmek, nereye gitmekte olduğunu görmek isteyenler var.
Merkel'in bu açıklamayı, Başbakan Tayyip Erdoğan ile sabah saatlerinde bir telefon görüşmesi ardından yapması yorumlara ayrı boyut katıyor. Buradan, Türkiye'de yalnızca genel seçimleri değil, ona doğrudan etki edecek cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunu da görmek isteyenlerin bulunduğunu saptayabilir miyiz? Bu mümkün. Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olup olmayacağı ile ilgilenen sayısının giderek arttığı olarak da yorumlanabilir bu durum.”
(http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=206548)

Şu anda bu yorumlarda, dikkat çekilecek en önemli yan, Cumhurbaşkanlığı seçimi ile; Merkel ile Chirac’ın ve ötesinde de AB Komisyonunun, ortaya koyduğu takvim ile Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimi arasındaki bağlantı.

Kendisi bir 28 Şubat ürünu olan Erdoğan’ın hükümet olur olmaz yaptığı en önemli icraatların AB ile bağlantılarda ortaya çıkması, her halde onun aşırı demokrasi özleminden kaynaklanmıyordu. Anladığı demokrasi, askerin müdahalesinin olmadığı bir ortama kavuşmaktı. Onun Türkiye’de asker azarlayabilen ilk Başbakan olma özelliğini, AB’den aldığı politik gücün dışında görmek olanaksız. AB yetkililerinin askerin Türk politikasındaki gücünü kırma istekleri, Başbakan Erdoğan’ın da askere karşı yükselen sesi ile atbaşı gitmiştir.

Ilımlı, avro-İslami cumhuriyet programlı bir partinin şu anda zaten iktidarda bulunduğu hesap edilirse, Türkiye’de askerin, modern-post modern bir darbe olasılığının cumhurbaşkanlığı makamı etrafında odaklanması anlaşılır.

Bu kurum aslında, Türkiye’nin politik yapılanması ve ekonomik ilişkileri bakımından şu anki haliyle büyük ölçüde temsili bir kurum halini almış durumda. Kemalist anlamda laikliğin bu kalesinin de düşmesi, Türkiye’de askerin şimdiki haliyle varlık nedenlerini ortadan kaldıracak kadar önemli olarak algılanagelmiştir.

“Barselona-İstanbul Medeniyetler İttifakı” toplantısında, ılımlı İslami toplulukların ‘temsilcisi’ sıfatıyla yer alan, “Allah’ın adıyla” toplantı açan bir Başbakan’ın bulunuyor olmasını yine de içlerine sindirebilen asker, Türban’ın Çankaya’ya çıkışı ile kendi anladığı özellikteki laik devletin son çırasının da Erdoğan tarafından yakılmış olacağını elbette biliyor.
Vatan gazetesinin yayın yönetmeninin veya kimi eski asker emeklilerinin “hiç olmazsa karısı başını açsın” biçimindeki Cumhurbaskanlığını onaylamaya hazırlanma zeytin dalına Erdoğan’ın verdiği kesin yanıt bu tür umutları “Allah yazdıysa bozsun”a dönüştürmüş durumda.

Buradaki en temel soru şu:
“Cumhurbaşkanlığı makamı etrafında dönen bir askeri bir darbe olasılığının giderek tırmandığı ve bunun görüldüğü koşullarda, AB yöneticileri, neden, arenayı boşaltarak seyirci locasına çekilmeyi yeğlediler?”

Merkel, askerle karşı karşıya geleceğini adı gibi bildiği Erdoğan’ın, sırtını okşayan ellerini neden böyle bir anda terk etti?
AB ve onun ‘vizyonsuz’ olduğu sanılan yetkilileri, Türkiye’de darbe ihtimalini güçlendiren bir vizyona mı sahipler?

Bu tür soruların yanıtı ‘3 vakte’ kalmaz, açığa çıkar...


***
'Küresel' Dünya 'Küresel' Din İstiyor!
Ya Savaşacak Tanrılar, Ya Da Barışacak!

PAPA XVI. BENEDİKT'İN KONUŞMASI'NA EK

Cumhurbaşkanı Sezer'in Konuşması

Rejim Değişikliği Sancıları
Barzani, Erdoğan ve MGK Sonuçları
'Laik Devlet'ten 'Ümmet Cemahiriyesi'ne Geçiş Sürecindeki Türkiye
Ümmet Cemahiriyesine Doğru...
Ümmet Cemahiriyesine Doğru…Yeşil Gıravatlılar...

Dini devlete doğru giderken...

"İki Türkiye" bir Olgu Değil mi?...
ABD'nin zihin dünyasında Kürt sorunu
Türkiye: 'İslami Cumhuriyet' Yolunda
Türkiye’den Musul’a kadar İslami birlik!
Uluslardan Ümmetlere Ve Mit Açıklaması

Genelkurmay Başkanlığı’ndan Muhtıra!
Siyasal Rejim Tehlikesinin Temelleri.
"İki Türkiye" bir Olgu Değil mi?
'Artık iki Türkiye var'

İslami, seviyesiz 'demokrasi'den Demokrasi çıkar mı?
Karşı Karşıya Olan Büyü kanıt ve Hükümet mi?
“Padişahım Çok Yaşa!”
Önemli Bir Şubat MGK'sı Daha
Türkiye'de 'askeri darbe olur mu' ?