Sünnet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sünnet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.02.2013

Kurban ve İsa'nın vaftizi...

Musa kanunlarında, “çiğ veya haşlama olarak değil; bütün halinde, kemikleri kırılmadan, kızartılarak, savaş kıyafet ve araçlarıyla donanmış olarak, gece yarısında yenilmesi gereken” koyun veya keçi kurbanının, Tanrı tarafından, İsrael topluluğunun ‘ilk oğul’larının yerine geçmek üzere, yeni yıl bayramı olarak yasalaştırıldığını görmüştük.

İnsan, hayvan ve bitkilerin ‘ilk ürün’leri, Eski Ahit’te Tanrıya ait kılınmıştı. Bu topluluk, ‘ilk ürün’ü doğrudan doğruya ‘yakma sunusu’ olarak ya Tanrıya sunacak veya insanın, hayvanın, bitkilerin ‘ilk ürün’ünü kullanmak istiyor, canlı bırakıyor ise, bunun değerini, karşılığını, diyetini, bir başka sunu, kurban olarak Tanrıya ödeyecekti. Adem ve Havva’nın çoban ve çiftçi oğullarının, ilk kutsal edimlerinin, kendilerine ait hayvan ve tarım ürünlerinin ilk ağızlarını, 'ilk ürün’lerini Tanrı sunağına getirmeye başladıklarını biliyoruz. Fakat elbette, Eski Ahit’te, Habil ve Kabil’in hayvan ve bitkilerinin ‘ilk ürün’lerinin sunusu halini alan bu uygulama, eski toplumun yamyamlıktan uygarlığa ilerleme süreci içinde ulaşmış olduğu ve daha o zamandan, toplum birimlerin, eski, doğrudan karşılıklı yükümlerinin ortak bir Tanrı aracılığıyla sağlanmaya başlanmış olduğu dönemi ifade ediyordu. Günümüze daha çok hayvan kurbanı haliyle aktarılan bu kurum, insan kurbanından başlayan, hayvan ve bitki sunumu olarak devam eden bir sürecin parçasıydı.

Eski toplumun, yamyamlıktan uygarlığa geçişini ‘totem’ kurumunun ortaya çıkması sağlamıştır. Bay Freud’ün “nasıl ortaya çıktığını bilmediğimiz  kutsal kurum” olarak adlandırdığı hayvan ve bitki totem sistemi, başlangıçta hepsi yenecek özellikli olan ve insanın yerine geçirilerek, böylece insanın kurban edilmesini ortadan kaldıran hayvan ve bitkilerden oluşur. Bu bakımdan eski toplumun önünde eğildiği, kutsal kabul ettiği, taptığı hayvan veya bitki totemler, yamyamlığın önlenmesinin kurumları idi.
“Öküz, koyun, balık, keçi, eşek, domuz...”  adıyla anılan bir toplum birim veya bu totemlerin aidi birey, kendisinin kurban edilmesinin yerine, bu hayvan veya bitkileri önce karşı toplum birimlere ve giderek onların tümü yerine sadece Tanrılara sunarak eski yükümlülüklerini yerine getirmiş oluyordu.

Sümer yaratılış anlatımının insan, bitki ve hayvanların yaratılması üzerine olan bölümlerinin anlattığı ‘yaratılış’, bu toplulukların totem hayvan ve bitkiler adıyla anılmaya başladığı ’yer değiştirilme’ dönemi olmalıdır.

Sunulan kurbanın türü, cinsiyeti, rengi veya yaşına ilişkin kurallar, ilgili kurban sunumunun kaynaklarına ilişkin de bilgi parçaları taşır. Kurbanın ‘eksiksiz’ olması, güneşin bulunduğu (gündüz) veya güneşin bulunmadığı (gece) sunulması gibi ayrım noktalarının yanı sıra kurbanın hazırlık ve tüketilme biçimi, bizi eski toplum yamyamlığının farklı özelliklerine, dolayısıyla farklı aşamalarına taşır. Musa’nın Tanrısının, kurbanın ‘çiğ' ve haşlama’ olarak yenilmesini yasaklaması nedensiz değildi. Ona göre bu kurban ‘kızartılarak’ yenilebilirdi ve eğer artmış ise, bu da aynı gece aynı ateşte yakılarak tüketilmeliydi. Burada bir ‘yakma sunusu’ ile karşı karşıyayız.

Ateş kültünün etkili olduğu bölgelerde, ateşten atlama, ateşte yürüme, ateş yeme, ateş söndürme gibi görenek kalıntıları, insan kurbanın ateşte kızartılarak yenildiği bir yamyamlık dönemine işaret eder. Bireyin ateşle arınması, ateşle vaftizi, böyle bir yamyamlık ve onu takip eden bireyi ateşe atarak kurban etme döneminin son derece soyutlanmış dini terimlerle anlatılmasından başka bir şey değildir. Hıristiyanlıkta suçlunun ateşe atılarak yakılması, ölen bireyin cenazesinin ateşte yakılması geleneği de ateş kültü döneminden kalmadır.

Ateş kültü ve kurbanın ateşte kızartılması kuralı, ‘su’ merkezli kurban sunumunun karşıtı olarak Sümer başlangıç topluluklarından itibaren ayrıştırılmış görünüyor. Ateş ve su iki karşıt öğe olarak ayrıştırılmıştı. Anlaşılıyor ki, ’Su’ öğesi, Apsu, bu topluluklarda ‘yer’in, Enki’nin himayesindeydi. Ateş kültü ise, Gök’le özdeşleştirilmişti. Enlil, ateş ve göklerin temsilcisi gibi algılanıyordu. Kuran’da Adem’in Yer’den, şeytan’ın Ateş’ten yaratıldığının düşünüldüğünü görmüştük.

Su (Apsu, Abzu), Sümer adı verilen topluluklarda ‘yaratılış’ sürecinin ‘ilk öğe’si gibi ele alınmış görünüyor. Enki’nin Apsu tapınağı Eridu’da idi ve bu yerleşim en eski Sümer yerleşimi değilse de, en eskilerden biridir. Bay Kramer Abzu’yu ‘ilksel deniz’ olarak niteler; Sümer yaratılış anlatımına göre ‘gök ve yer’i ortaya çıkaran bu ‘ilksel deniz’di. Eski Yunan felsefesi, Thales aracılığıyla, yaratılışın ‘ilk öğesi’nin ‘sular’ veya ‘deniz’ olduğunu ileri sürdüğünde, kavram olarak yeni bir şey söylenmiş değildir. (1)

Eski Ahit, ’yer ve gök’ün yaratılmasından önce Tanrının ruhunun sularda dolaştığını yazarken eski Sümer yaratılış ilahisine dayanıyor olmalıdır. Tufan yapacak Tanrı(lar) da, insan, hayvan ve sürüngenleri mutlaka “suda boğma” yoluyla cezalandırmaya karar vermişlerdi. Sümer ve Babil Tufan anlatımlarında,  “3 katlı gemi”nin yüzdüğü ‘okyanus’ bu Abzu idi.

Eski Tufan anlatımlarında ‘seller’, ’sular’ değil, çok somut olarak Eridu’daki Abzu tapınağı söz konusu ediliyor; Utnapiştim (Nuh) , EA’nın yanına, Eridu’ya, Abzu tapınağına gitmek istiyordu. Anası ilk oğlu Musa’yı da bir sepet içinde, yine sulara, Nil nehrine bırakmıştı. İslamın bütün cennet tanımları, altından ırmaklar geçen bir alan olarak resmedilir. Buna karşılık bütün cehennem tanımlarında ateş’in yanı sıra ‘kaynar su’ bulunur. Kısaca ’Su’, kutsal bir unsur olarak eski anlatımların hepsinde yer almaktaydı.

Eski yazılı yasalarda ırmak, “Nehir” yani “Tatlı su” bir cezalandırma ve aklanma aracı olarak kullanılıyordu. Gılgamış, nehire atılmış ölüler görmüştü. İlyada’da Patraklos’un anısına menderes nehrine atılan canlı hayvan ve insanlar kurban edilmişti. Enlil ve Enki’nin cinsel ilişki kurdukları genç kızlar, önce kutsal ‘saf ırmak’ta yıkanmış olmalıydılar. Bütün kutsal evlilik törenlerinden önce Tanrıça veya onun yerine geçen rahibe kutsal yıkanma töreninden geçmek zorundaydı.

Su ile ‘arınma’ kutsal edimlerinde fiziksel bir temizlenme söz konusu değildir. İslam’da da, suyun bulunmaması halinde “toprakla abdest” alınması hükmü, hem eski Sümer geleneğinin toprak-su ikilisinin ilişkisine dayanmakta ve hem de, abdest’in fiziksel temizlik olarak değil, su ile arınma, vaftiz olarak ortaya çıkmış olduğuna işaret etmektedir. (2)

İslam’da zemzem, Hıristiyanlıkta vaftiz suyu, içme ve arınma özelliklerini barındırmaktadır. İlyada’da ziyaretçi, her şeyden önce evin erkek veya kadını tarafından bütünüyle yıkanmalıydı. Lut, melek misafirlerinin ayaklarını yıkamaya önem vermişti. Vatikan papası, TV’lere yansıdığı şekliyle, öteki rahiplerin ayaklarını kutsal su ile yıkayıp öpmüştü. ’Gelin-damat hamamı’, düğün öncesi arınmanın toplumsal göreneklerde devamı olarak da yaşamaktadır. Ortaya çıkış gerekçeleri bakımından ‘su’ burada, fiziki bir temizlik öğesi olarak ele alınamaz. Ölen bireyin, yakılacak bile olsa, soğuk, ılık veya kaynar su ile yıkanması kuralı, ölü yamyamlığının eski biçimlerini veriyor ise, abdest, vaftiz, ırmaklara ilişkin yasaklar, gelin –damat hamamları vb. de, bireyin suya atılma, suda öldürülme, ırmakta sembolik olarak ölme ediminin bir göstergesi olarak ele alınmalıdır. (3)

Su ile arınma, vaftiz, Mezopotamya eski toplumlarında o denli önemlidir ki, ”baba-oğul-kutsal ruh” özelliklerini üzerinde toplamış İsa Mesih bile, peygamberlik veya Tanrılık özelliğini tam olarak, ancak Şeria nehrinde Yahya tarafından vaftiz edildikten sonra kazanabilmişti:

“Bu sırada İsa, Yahya tarafından vaftiz edilmek üzere Celile'den Şeria Irmağı'na, Yahya'nın yanına geldi.
Ne var ki Yahya, "Benim senin tarafından vaftiz edilmem gerekirken sen mi bana geliyorsun?" diyerek O'na engel olmak istedi.

İsa ona şu karşılığı verdi:
"Şimdilik buna razı ol! Çünkü doğru olan her şeyi bu şekilde yerine getirmemiz gerekir. "

O zaman Yahya O'nun dediğine razı oldu.
İsa vaftiz olur olmaz sudan çıktı. O anda gökler açıldı ve İsa, Tanrı'nın Ruhu'nun güvercin gibi inip üzerine konduğunu gördü.

Göklerden gelen bir ses,
 "Sevgili Oğlum budur, O'ndan hoşnudum" dedi. ”(Matta. 1: 9-11; Luk. 3: 21-22)

İsa’nın nehirde vaftizi, peygamber-Tanrı olarak ‘müjde’yi duyurmak yolunda yerine getirilmesi gereken yükümdü. 40 günlük oruç dönemi ve şeytan tarafından denenmesinden sonra hemen ‘müjde’sini duyurma çalışmasına başlayacaktır. (4)
İsa’nın Şeria nehrinde vaftizi ile Ganj’da budist erkek ve kadınların vaftizi aynı temel gerekçelere sahiptir: Bireyin su aracılığıyla, su kullanarak kurban edilme eyleminin sembolik yerine getirilişi..!

Safa Kaçmaz
Paris, 20.01.2005


(1) Bu konu felsefe tarihi ve materyalist felsefe yönünden de hayli ilginçtir. Avrupa aydınlanma çağının düşünürleri, eski Yunan felsefesinin ‘arkhé’sinin ‘su’, ’ateş’inde, maddecilik görmüşlerse de, hiç olmazsa, bu kavramların eski Sümer yaratılış anlatımlarının da temel kavramları olduğu unutulmamalıdır. Öyle ki, İslam bile insanın ‘su’dan, şeytanın ateşten yaratıldığını söyler. Bu bakımdan kavramların hangi içerik taşıdıklarının büyük önemi vardır.

Eski Yunan felsefesinde yer alan her şeyin ‘kaos’, ’su’ veya ‘ateş’ten yaratıldığı fikrinin kaynakları Hesiod üzerinden aktarılan ve artık idealize olmuş eski Sümer yaratılış anlatımlarına dayanmaktaydı. Sümer kaynaklarının bilinmediği bir dönem için bu yaratılış anlatımlarının Hesiod ve öteki eski Yunan düşünürlerine ait olduğu sanılabilirdi. Burada ilginç olan bir nokta da V. I. Lenin’in, neden Thales’in ‘su’-‘deniz’ ilk öğesinde değil de, ’ateş’ ilk öğesinde materyalizm keşfetmiş olmasıdır.

(2) “Ey iman edenler, namaza kalkacağınız vakit, yüzlerinizi, dirseklere kadar; ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip topuklara kadar ayaklarınızı (yıkayın). Eğer cünüpseniz tastamam yıkanın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz veya biriniz hacet yerinden gelmişse ya da kadınlara dokunmuş olup da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin, niyetle o topraktan ellerinize ve yüzlerinize sürün. Allah'ın muradı sizi sıkıntıya koşmak değildir; fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredesiniz. ”(Maida suresi)

Burada, ister toprak, ister su ile olsun abdestin, bir fiziksel temizlenme olarak değil, arınma eylemi olarak ele alındığı onun gerekçelendirilmesinden de anlaşılıyor. ”Hacet yerinden gelmiş olmak” ile ‘kadına dokunmak’, ’osurmak’ vb. de ‘abdest yenileme’nin gerekçeleri arasındadır.

(3) Kuran’da, ırmaktan su içmeme imtihan anlatımı, ölülerin ırmaklara, kuyulara atıldığı daha eski bir döneme ait gibi görünüyor:
“Tâlût askerlerle beraber (cihad için) ayrılınca: Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Eliyle bir avuç içen müstesna kim ondan içmezse bendendir, dedi. İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve iman edenler beraberce ırmağı geçince: Bugün bizim Câlût'a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler. Allah'ın huzürüna varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler. ”(Bakara suresi)

(4)   “Bundan sonra İsa, İblis tarafından denenmek üzere Ruh aracılığıyla çöle götürüldü.

İsa kırk gün kırk gece oruç tuttuktan sonra acıktı.
O zaman Ayartıcı (şeytan) yaklaşıp, "Tanrı'nın Oğlu'ysan, söyle şu taşlar ekmek olsun" dedi.

İsa ona şu karşılığı verdi: "'İnsan yalnız ekmekle yaşamaz, Tanrı'nın
ağzından çıkan her sözle yaşar' diye yazılmıştır. "

Sonra İblis O'nu kutsal kente götürdü. Tapınağın tepesine çıkarıp,
"Tanrı'nın Oğlu'ysan, kendini aşağı at" dedi, "Çünkü şöyle yazılmıştır:
'Tanrı, senin için meleklerine buyruk verecek. '
'Ayağın bir taşa çarpmasın diye
Seni elleri üzerinde taşıyacaklar. '"

İsa İblis'e şu karşılığı verdi: "'Tanrın Rab'bi denemeyeceksin' diye de  yazılmıştır. "

İblis bu kez İsa'yı çok yüksek bir dağa çıkardı. O'na bütün görkemiyle dünya ülkelerini göstererek,

"Yere kapanıp bana taparsan, bütün bunları sana vereceğim" dedi.
İsa ona şöyle karşılık verdi: "Çekil git, Şeytan! 'Tanrın Rab'be
tapacak, yalnız O'na kulluk edeceksin' diye yazılmıştır. "
Bunun üzerine İblis İsa'yı bırakıp gitti. Melekler gelip İsa'ya hizmet
ettiler. ”
(Matta. 1: 12-13; Luk. 4: 1-13)








11.06.2009

Türkiye’de Kürtler Arasında Kadın Sünneti Var mı ?

AKP ve CHP'li Kadın Milletvekilleri "Türkiye'de Kadın Sünneti Görülmediği" Açıklamasını Yaparken Londra Üniversitesi'nde Bir Ay Önce Yapılan "Kürt Bölgelerinde Kadınların Cinsel Kötürümleştirilmeleri Uygulamaları" Başlıklı Bir Konuşmada Kürt İnsan Hakları Projesi Kalkınma Birimi Yetkililerinden Pranjali Acharya, "Kürdistan İnsan Hakları Projesi'nin Bugüne Kadar Elde Ettiği Deneyime Göre…

“Birkaç vaka rapor edilmiş”



http://www.haberler.com/kadin-sunneti-var-mi-haberi/



AKP ve CHP’li kadın milletvekilleri “Türkiye’de kadın sünneti görülmediği” açıklamasını yaparken Londra Üniversitesi’nde bir ay önce yapılan “Kürt Bölgelerinde Kadınların Cinsel Kötürümleştirilmeleri Uygulamaları” başlıklı bir konuşmada Kürt İnsan Hakları Projesi Kalkınma Birimi yetkililerinden Pranjali Acharya, “Kürdistan İnsan Hakları Projesi’nin bugüne kadar elde ettiği deneyime göre, Türkiye, İran ya da Suriye’de kadınların cinsel kötürümleştirilmesi uygulamasını kanıtlamak biraz zor. Ancak bize, Türkiye’de kadınların sünnet edildiğine ilişkin birkaç vaka rapor edildi” dediği ortaya çıktı. Alman WADI adlı Sivil Toplum Kuruluşu ise Irak’ın kuzeyinde “kadın sünneti” haritasını çıkardı.



Kadın milletvekilleri Güldal Akşit (AKP), Canan Arıtman (CHP), Nevin Erbatur (CHP), Birgen Keleş (CHP) “Kadın sünneti var” denilerek Türkiye’ye iftira atıldığını belirtirken, aksi iddialar da çeşitli platformlarda dile getiriliyor. Merkezi Londra’da bulunan Kürt İnsan Hakları Projesi “Kalkınma Birimi” yetkililerinden Pranjali Acharya, 29 Nisan günü Londra Üniversitesi Afrika ve Doğu Etüdleri Okulu’nda düzenlenen bir toplantıda “Kürt Bölgelerinde Kadınların Cinsel Kötürümleştirilmeleri Uygulamaları” başlıklı bir konuşma yaptı. Hint kökenli Pranjali Acharya konuşmasında şu ifadeleri kullandı:



“Kürdistan bölgesel yönetimi ve Irak’ta kadınlar için yeni olanaklar yaratılırken, kadınlara ilişkin şiddetin, en azından bununla ilgili raporların artmış olması dikkat çekicidir. Yeni araştırmalar Irak’ın kuzeyinde bazı kırsal bölgelerde kadınlara cinsel kötürümleştirmenin (kadın sünneti) sanılandan daha yaygın olduğunu ortaya koymuştur.



Kadınlara cinsel kötürümleştirmenin görüldüğü yerlerin ortak özelliği, buraların daha yoksul yöreler, yerlerinden edilmiş insanların bulunduğu yerler ve Halepçe, Germiyan ve Kerkük dahil Sorani Kürt lehçesinin konuşulduğu bölgeler olmasıdır. Benden önceki konuşmacı Alman yardım örgütü WADI tarafından elde edilen bulguları özetlemiştir. Bunlar Norveç Halk Yardımı adlı örgütün cinsel kötürümleştirmeye yönelik araştırmasını da büyük ölçüde desteklemektedir. Teknik uzmanlığa ilişkin bazı kuşkuları barındırsa da, Kürdistan İnsan Hakları Projesi, araştırmanın uygulamanın daha önceki anekdotlara dayalı çalışmaların ortaya koyduğundan daha yaygın olduğunu ortaya çıkardığını açıklamıştır.


Bulgulara göre kadınların cinsel kötürümleştirilmeleri kırsal bölgelerde daha yaygın olsa da kentler de de ortak bir uygulamadır ve Kürdistan’ın kadın nüfusunun yüzde 70 kadarı bu şiddet eylemine katlanmaktadır.”



“TÜRKİYE’DE KADINLARIN SÜNNET EDİLDİĞİNE İLİŞKİN BİRKAÇ VAKA RAPOR EDİLDİ”



Uygulamanın dinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı konusunda lehte ve aleyhte görüşler bulunduğunu belirten Pranjali Acharya, “Kürdistan İnsan Hakları Projesi’nin bugüne kadar elde ettiği deneyime göre, çalıştığımız Kürt bölgelerinin diğer bölümlerinde Türkiye, İran ya da Suriye’de kadınların cinsel kötürümleştirilmesi uygulamasını kanıtlamak biraz zordur. Ancak bize, Türkiye’de kadınların sünnet edildiğine ilişkin birkaç vaka rapor edilmiştir. Ve WADI’nin dikkat çektiği gibi uygulama sadece Irak’ta var olmayabilir, hayat koşulları ve dini ve kültürel uygulamaların benzer olduğu Suriye’de de bulunabilir. Ancak bu fark edilmemektedir. Bunun nedeni, az gelişmiş sivil toplum yapıları ve sivil toplum grupları üzerinde dal budak salmış baskıdan kaynaklanan konuyla ilgili anlayış ve farkındalık yetersizliğidir. Kadınların cinsel kötürümleştirilmesi uygun biçimde araştırılmamıştır” dedi. Londra’daki etkinlikten önce film gösterisi ve Kürt sinemacı Nabaz Ahmed’in konuyla ilgili hazırladığı bir kısa belgesel de gösterildi.



BM RAPORU’NA GÖRE IRAK’IN KUZEYİNDEKİ CİNSEL KÖTÜRÜMLEŞTİRME



“Birleşmiş Milletler Irak İçin Yardım Misyonu”nun 1 Temmuz-31 Aralık 2008 tarihleri arasındaki gelişmeleri kapsayan “İnsan Hakları Raporu”nda söz konusu uygulama hakkında şöyle denildi:



“Kürt Bölgesel Yönetimi’nde cinsel kötürümleştirme uygulamaları yeterince rapor edilmemektedir. Bölgesel yönetimin Kadın İşleri Bakanlığı, Kürt Milli Meclisi’ndeki kadın komitesi ve uluslararası-ulusal insan hakları örgütleri bilgi toplamışlar ve cinsel kötürümleştirmenin suç sayılmasını savunmaktadırlar. Şu ana kadar bu konuda hükümetin ve Kürt Milli Meclisi’nin net kararı yoktur. Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki kadın hakları grupları cinsel kötürümleştirmenin zararsız ve İslami zorunluluk olduğuna ilişkin algılamayı değiştirmeye yönelik kampanyalar düzenlemektedir. Bu çabalara karşın Alman sivil toplum örgütü WADI tarafından 2008’in son üç ayında toplanan son istatistiklere göre, Süleymaniye vilayetindeki Bişdar yöresinde bulunan Raniya ve Kalat Dazey’deki 54 köyde kadınlar cinsel kötürümleştirilmeye tabi tutulmuştur.”



HARİTASINI ÇIKARDILAR



Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF)’nun raporlarında çalışmalarından alıntı yaptığı Alman sivil toplum örgütü WADI, Irak’ın kuzeyindeki “kadın sünneti”nin haritasını çıkardı. Harita Türkiye’nin güneydoğu sınırlarından sonra birdenbire ve yoğun biçimde “kadın sünneti” uygulandığını ortaya koyarken “Türkiye’de kadın sünneti mi yok, yoksa buna ilişkin veri mi bulunmuyor?” sorusunu gündeme getirdi.



TÜRKİYE SINIRLARINDA BİRDEN BAŞLIYOR, İDDİA EDİLEN RAKAMLAR KORKUTUCU



Alman sivil toplum örgütü WADI’nin hazırladığı haritaya göre, kadın sünneti uygulaması Türkiye’nin güneydoğu sınırından itibaren birdenbire başlıyor. Harita’da Türkiye’ye ilişkin bir veri bulunmuyor, ancak Türkiye’nin Güneydoğu sınırlarının doğu kesiminde, hemen sınırdan itibaren bulunan Dohuk’ta cinsel kötürümleştirmeye uğramış kadınların oranının yüzde 10’u, Erbil’de yüzde 70’i, Revanduz’da yüzde 85, Raniya’da yüzde 95’i, Kerkük, Süleymaniye, Halepçe ve Kifri’de yüzde 60’ı bulduğu iddia edildi.

Kadın sünneti uygulamasıyla ilgili yayınlanan BM raporlarında Türkiye’yle ilgili herhangi bir sayısal veri yer almıyor.



BM RAPORU’NDA ADI GEÇEN ALMAN KURULUŞU WADI’NIN SAPTAMALARI



Alman sivil toplum örgütü WADI’nin saptamalarına göre, uygulama Irak’ın kuzeyinde bir “suç” olarak değil “kültür” olarak görülüyor. WADI, “CK (cinsel kötürümleştirme) Kürdistan’da kızların klitorisinin cinsel isteklerini engellemek ve çocukların cinsel onurlarını evlenmeden önce sözde korumak amacıyla uygulanıyor. Uygulama korkunç bir maliyete yol açıyor. Bazı kızlar kan kaybından ya da enfeksiyon nedeniyle hayatlarını kaybediyor. Birçoğu travmaya uğruyor. Yaşayabilenler evlilikleri ve hamilelikleri sırasında kötü sağlık koşullarıyla karşı karşıya kalıyor. Kadınlar ve kızlar bir sessizlik duvarıyla örtülmüş durumdalar” dedi. WADI bölgedeki durumu şöyle tanımladı:



“Acı veren bu kötürümleme işlemi genellikle 4-12 yaş arasındaki kızlara uygulanıyor. Operasyon gizli tutuluyor, kızlar için öz anneleri tarafından böyle bir işlem için ebeye teslim edilmek travma yaratan bir deneyim oluyor. Operasyonu genellikle ailenin bir kadın üyesi, bir komşu ya da ebe gerçekleştiriyor. Operasyon anestezi uygulanmadan gerçekleştiriyor, gereçler genellikle sterilize edilmiyor ?”

Vahşi işlemin ayrıntılarıyla anlatıldığı WADI belgelerinde şöyle denildi:



“-2004 yılında Alman tıp ve sağlık mensuplarının bu uygulamanın sonlandırılmasına destek amaçlı oluşturduğu WADI tarafından yönetilen mobil sağlık ekipleri Süleymaniye’nin güneyinde bulunan Germiyan’da birçok köyde CK uygulaması bulunduğunu bildirdiler. Daha sonra yapılan bir araştırma korkunç bir keşifle sonuçlandı. Çok büyük oranda kadın cinsel açıdan kötürümleştirilmişti. Mobil sağlık ekipleri bin 500 kadın ve genç kızla görüşme yaptı. Bunlardan 907’si CK kurbanıydı. Erbil bölgesinde yapılan benzer bir araştırmada da benzer sonuç ortaya çıktı. 440 kadının 380’i kötürümleştirilmişti.



-2007’te WADI Irak’ın kuzeyindeki üç valilikte büyük ölçekli bir araştırma başlattı. Çeşitli toplumsal geçmiş ve alandan gelen bin 800 kadınla bölge kadınlarının profili hakkında bilgiler toplamak üzere görüşmeler yapıldı. İlk bulgular, CK’nin kimi yerlerde kadın ve kızların yüzde 60’ından neredeyse yüzde 100’e değin kapsayacak biçimde yaygın olduğunu ve Irak’taki Kürt bölgesinin neredeyse tüm bölümlerinde var olduğunu gösterdi. Sadece Dohuk bölgesinde CK oranları yüzde 10’un altında görüldü.



-Bişdar bölgesi ve Raniya’dan elde edilen en son bulgular durum hakkında dramatik bir resim ortaya koymaktadır. Mart ayından Ağustos 2008’in sonuna değin mobil ekipler Raniya’daki 50 köye ve 25 kız okuluna 115 düzenli ziyaret gerçekleştirdi ve sonuç olarak 2 bin 952 kadın ve kızla karşılaştı. Bunların yüzde 95’e karşılık gelen 2 bin 810’u kötürümleştirilmişti.”

Alman sivil toplum örgütü WADI, CK’nın yaygınlaşmasına bilgi eksikliğinin de neden olduğunu belirtti.



Cinsellikle ilgili her konu olduğu gibi CK’nın da tabu olduğuna değinen, kadınların vahşi operasyona sessizce katlandıklarını ve yerel halkın CK’yı genellikle zararlı bir uygulama olarak görmediğini belirten WADI, “Halk arasında özellikle de kadınlar arasında farkındalığı artırmak yaşamsaldır. Birçok kişi bu ilkelliğin hijyen açısından kaçınılmaz bir işlem olduğuna, bir bölüm insan ise Müslümanlar için zorunlu olduğuna inanıyor.



Uygulamada ısrar edilmesinin nedenlerinden biri ise kadınların ve kızların büyük ölçüde erkek akrabalarının sahip oldukları mülk ve eşya olarak görülmeleridir. Haklarını bilen ve kendilerini kişisel ihtiyaçları ve duygulara sahip bireyler olarak görüp kendi kendine bilinçlenen kadınlar ve kızlar kolay kolay kötürümleştirme ve şiddetin kurbanı olmamaktadırlar” değerlendirmesini yaptı.



ORTA AFRİKA VE MISIR’DA EN YAYGIN

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından yayınlanan “İstatistik Tablolarında” Türkiye’de kadın sünnetinin yaygın olduğuna ilişkin herhangi bir görüş ve rakam yer almıyor. “İstatistik Tabloları”nda Irak’la ilgili bir rakam da bulunmuyor, Mısır ve Orta Afrika ülkelerindeki ürkütücü istatistiklere yer veriliyor.



AVRUPA PARLAMENTOSU’NDA NE OLMUŞTU?



Kilroy-Silk Avrupa Komisyonu’nun yanıtlaması istemiyle geçen hafta Parlamento Başkanlığı’na verdiği “Türkiye’de kadın sünneti” başlıklı yazılı soru önergesinde, “Komisyon Türk Hükümetini, ülkede hiçbir kadın ya da kızın sünnet edilmediği yönünde kesin kanıt sağlayamayan hükümetlerin AB’ye gireceğine izin verilmeyeceği konusunda bilgilendirdi mi?” diye sormuştu.



Önergeyi yanıtlayan AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ise, Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihadları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nce garanti altına alınan hak ve özgürlüklere tam saygı sağlamaya yönelik olarak, gerekli bütün önlemleri alması gerektiğini ifade etti. Rehn, Türk yetkililerin bu yönde çalıştığını da dile getirmişti.



*-*-*-*-*-*-*

Çocuk Sünneti Bir İnsanlık Suçudur !

*****

Bu Kampanyaya Katılınız!

http://www.facebook.com/group.php?gid=11268182828

*****

1.06.2009

Çocuk Sünneti Bir İnsanlık Suçudur !






Kız ve Erkek Çocuk Sünneti Bir İnsanlık Suçudur ve Engellenmelidir!

http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=18999&rid=2



Dün akşam, TRT Türk kanalında yeniden Kuzey Irak'taki Kürt topluluğu arasında kız çocuk sünneti hakkında bir pograma rastgeldim.


İster kız , ister erkek çocuk olsun, sünnet uygulamasının beş bin yıl önceki anlamlarını inceleyip ortaya koymaya çalışıyor isek de, günümüzün modern evrensel normları bakımından artık bu ritüel bir insanlık suçu olarak ele alınmalıdır.

Reşit olmayan çocuklarımızın vücudları hakkında karar verme hakkımız olamaz.

Aslında onların "din seçimleri" hakkında da karar hakkımız olamaz. Güya "hoşgörü" dinleri diye tanıtılan İslam veya Hiristiyanlık ( çünkü Museviliğin "hoşgörü" kavramıyla tanışıklığı bile yoktur) insanı çocukluğunda cendereye sokan ve bağımlı kılan bir yapı arzetmektedir.

Bu yapının ortaya çıkardığı toplumsal baskı, ateist olanların da, sünnet, vaftiz gibi edimleri, tekrarlamalarına yol açıyor. Bu dinsel edimlerin çocukların ruh ve düşünce dünyalarında yarattığı tahribatı, çocuğun çevreden dışlanacağı korkusuyla kabul eden ateistlerimizin hatalı bir tavır aldıklarını söylemek zorundayız.

Benzer işlem, ateistlere bile dini cenaze töreni düzenlemeye zorlayan koşullara direnmemek halinde de kendini ortaya koymaktadır.

Fakat özellikle kız ve erkek çocuk sünneti, günümüzde çok acil bir konu halini almaktadır.

Türkiye'de kız çocuk sünneti uygulaması olup olmadığını bilmiyoruz. Bu tür uygulamalar özellikle gizli kalıyor. Kuzey Irak Kürtleri arasında var olan bir uygulamanın, Türkiye'deki Kürtler arasında da olma olasılığı, maalesef bulunuyor.

Türkiye'de Şıh/şeyhler tarafından "ilk gece" hakkı kullanılan "gelin"lerin bile olması muhtemel ama, bunları açıklığa kavuşturacak hukuki ve akademik çalışmalar maalesef yürütülmüyor veya çok yetersiz.

Teorik çerçevesini belirlemeye uğraştığımız "sünnet" konusunda, medya mesuplarına, akademik çevrelere bu iletiyi dağıtmamızı rica ediyorum.

TRT Türk'deki programı video olarak sağlamak mümkün ise, onu da, Toplum Ve Tarih (TvT) Blog sayfalarına ekleyebiliriz; iyi olur diye düşünüyorum.

Saygılar.



****
Erkek ve Kadın Sünnetinin Temelleri
Erkek Çocuk Sünneti Üzerine
Eski Mısır'da Erkek Çocuk Sünneti
Erkek Çocuk Sünneti Ve Kirvelik
Erkek Çocuk Sünneti ve Fallus Kültü


Kadın Sünneti
Eski Ahit'te Erkek Sünnet'i Motifleri
Kürtlerde Kadın Sünneti Geleneği



Eski Ahit'te "kısır"lık..



Erkek Çocuk Sünneti ve Fallus Kültü

Eski Mısır'da Sünnet..

'Kurban'ın Kökeni ve ... “Eski Harran’da...Kurban"

Erkek Çocuk Sünneti Üzerine

Erkek Çocuk Sünneti Üzerine-2

Erkek Çocuk Sünneti Üzerine-3

Erkek Çocuk Sünneti Üzerine-4

Erkek Çocuk Sünneti Üzerine-5

Erkek Çocuk Sünneti Üzerine / 6

“Kirve”lik Ve Evlilik Yasağı-1

“Kirve”lik Ve Evlilik Yasağı-2

Eski toplumda "iğdiş"lik kurumu



Eski Ahit'te "Kutsal Erkek Fahişeliği"



Eski Ahit’te Erkek Sünnet’i Motifleri

Eski Ahit'te bir Adem tanımı ve Aden!



Kutsal 'İlk Ürün...'

'İlk oğul' kurbanı ve Eski Ahit



19. Yüzyılda BEKTAŞÎLİK-1

Bekâret fetvası...Zifaf..Kadın Sünneti



ABD'de Bekáret Yemini,Bekâret fetvası...Zifaf..Kadın Sünneti



Erkek Çocuk Sünneti Ve Kirvelik



*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-**-**-**-*-*-*-*-*-*-*-*-***-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-**-*-*-*-*

25.03.2008

Ateizmin Bilimsel Temellerde Güçlendirilmesi Çalışması

Toplum Ve Tarih- Düşünce Atölyesi

Tarihteki toplumu Günümüze taşımak...

Din'lerin Toplumsal Kaynaklarının Bilimsel Analizi...

Ateizmi
Ve
Toplumsal Tarihi Yeniden Tanımlamak

Hedefli Düşünsel Çalışmalar İçin


TOPLUM VE TARİH
Düşünce Atölyesi

Ziyaret Edin!


'Yaş Günü' Töreni ve ‘Mum Söndürmek’.doc

Akkad Ayinlerinden Günümüze.doc
ANADOLU’DAESKİASURKOLONİMAHKEMELERİ.doc
Antropoloji-Kurbansunumuveİnsanbilim.doc
assur kolonileri.doc
AZERBAYCAN HALK SUFİZMİ.doc
Açıklama Notları.doc
Dini devlete doğru giderken.doc
Dinsizim Elhamdüllah.doc
E. SZLECHTER-Essai d'explication des clauses.doc
Ermeni Ortodoks Kilisesine Aidiyet Kurallari.doc
Eski Mısır'da erkek çocuk sunneti.doc
Eski Toplum---calisma notlari.doc
Eski Toplumda Kız ve Erkek Çocukların Miras Paylaşım Düzeni.doc
Eski Toplumda zaman-rakam-olcu birimleri.doc
Eski toplumdan günümüze--ölüm ve mezar kültü ve kaynakları-1.doc
ESKİ TÜRK YAZITLARI.doc
Eski Yazılı Yasalar.doc
Evlilik Ahlakı ve Aile.doc
EY ISRAEL,SUS VE BENI DINLE.doc
GILGAMIŞ DESTANI.doc
gılgamış türkçe.doc
HEZEKİEL.doc
Histoire d'Hérodote.doc
Hitit,Akkad,Sammara dilleri.doc
Kutsal Kitaplarda 'Yer-Gök’ Kavramı.doc
KUTSAL TUFAN ANLATIMLARI-tammetin.doc
LATMOS-PİDASA İTTİFAK METNİ ÜZERİNE.doc
LES CONTRATS DE PARTAGE DE LARSA-.doc
Les Rituels Accadiens- F. THUREAU-DANGIN.doc
Livre d Enoche.doc
ODYSSEIA.doc
Sufiyan Suregi-Kizilbas Meydani.doc
Zerdüşler’in Kutsal Kitabı Avesta.doc
Üç Kutsal Din Kitabının Sümer-Akkad Yazın Kaynakları 1-6.doc